gündemi yorumlamanın yeni tarzı

Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar Çerçevesinde Türk Tarih Tezi

İçindekiler

1. Giriş
2. Atatürk’ün Tarih ve Kitap Sevgisi
3. Atatürk’ün Fikir Dünyasını Etkileyen Şahsiyetler
4. Türk Tarih Tezi ve Atatürk
4.1 Türk Tarih Tezinin Oluşumunda Emperyalizmin Etkisi
4.2 Türk Tarih Tezinin Kayıp Parçası: “MU”
4.2.1 Atatürk ve Tahsin Mayatepek
5. Sonuç
Kaynakça

1. Giriş

Çanakkale ve İstiklal Harplerinin büyük komutanı ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarihin görmüş olduğu en büyük devlet adamlarından ve liderlerinden biridir. Atatürk, büyük bir devlet adamı olmanın yanı sıra çok okuyan bir Türk aydınıdır. Bir milleti küllerinden var etmiş ve yok olmaya yüz tutmuş bir tarihi yeniden canlandırarak, Türk’ün özünden yeni bir medeniyet yaratma işine koyulmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün omuzlarına yüklediği sorumluluk öylesine büyüktür ki, bu sorumluluğun yükü altında birçok lider ve devlet adamı ezilir ve ezilmiştir. Fakat Mustafa Kemal her şeyden evvel idealleri olan ve ne yapmak istediğini çok iyi bilen bir insandır. Onun bu azim ve şaşmaz kararlılığı sadece büyük bir asker ve devlet adamı olmasından ileri gelmemekte, aynı zamanda bir akademisyen titizliğinde çalışıp, okuyan bir düşünce adamı olmasından kaynaklanmaktadır. Mustafa Kemal’in kurduğu bir insanlık hayali vardır. O insanlık ki tüm milletlerin bağımsızca ve dostça yaşadığı bir dünyayı inşa etmektir. Farklılıklarıyla tüm bir insanlığın barış içinde, kardeşçe yaşadığı bir dünyadır bu dünya. Sömürünün ve köleliğin olmadığı, tüm devletlerin tam bağımsız olarak yaşadığı bir büyük fikridir Mustafa Kemal felsefesi.

Tam bağımsızlık düşüncesiyle hareket eden Mustafa Kemal kendi milletinin emperyalist devletlerin himayesi altına girmesine izin vermemiş ve siyasi bağımsızlık mücadelesinin ardından, ekonomik ve kültürel bağımsızlık mücadelesine girişmiştir. Onun bu mücadele duygusu nereden kaynaklanmaktadır? Mustafa Kemal’i motive eden, ona ilham veren düşünceler hangileridir? Bu düşüncelerin sahibi olan fikir adamları kimlerdir? Atatürk’ü bilinen dünya tarihini dahi değiştirerek, yeni bir tarih tezi yazmaya sevk eden nedenler ve olgular nelerdir? Bu çalışmada Atatürk’ü Atatürk yapan özelliklerin kaynağına inmeye çalışacağız. Bunu yaparken onun okuduğu ve üzerinde durduğu kitap, yazar ve düşüncelerden faydalanacağız.

2. Atatürk’ün Tarih ve Kitap Sevgisi

Kısa süren yaşamına büyük işler sığdırmış olan Mustafa Kemal Atatürk, büyük işler başarmak için insanın kendisini en iyi şekilde donatması gereğinin farkındaydı. Bu farkındalıkla Atatürk, sürekli okumuş ve kendini en iyi şekilde eğitmek için hiçbir fırsatı kaçırmamıştır. Muharebe çadırında bile kitap sandığını yanından ayırmayan bu büyük düşünürün kitap sevgisi o kadar büyüktür ki, kısacık hayatında pek az insanın okuyabileceği sayıda kitabı okumuştur.

Bugüne kadar tespit edilen Atatürk’ün okuduğu kitapların sayısı; 1741’i Çankaya’da, 2151’i Anıtkabir’de, 102’si İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde ve 3’ü Samsun Gazi İl Halk Kütüphanesi’nde olmak üzere 3997’dir. Cilt sayıları ile dergi, harita, atlas ve nota albümleri bu sayının dışındadır. Anıtkabir Yayınlarında hazırlanan 24 ciltlik eserde; Atatürk’ün okuyup satır altlarını çizdiği, sayfa kenarlarına notlar altığı, özel işaretler koyduğu, açıklamalar yaptığı kitap ve dergilerin bu bölümlerinin tamamına yer verilmiştir.

Atatürk’ün kitap sevgisi içindeki bitmek tükenmek bilmeyen merak duygusundan kaynaklanıyordu. Bu sebeple Atatürk’ün okuduklarına baktığımızda hemen hemen her konuda okuduğunu görmekteyiz. Fakat genellikle dil ve tarih konularına merakı fazla olan Atatürk’ün okumaları bu konular üzerine yoğunlaşmıştır. Atatürk, kültür devrimi içinde Türk ve dünya tarihiyle ilgili çalışmalarına hep öncelik vermiştir. Onun çocukluğundan beri –savaş yıllarında bile- Türk tarihi ve Türk dili konusunda kitaplar okuduğunu, kütüphanesindeki kitaplardan ve bu kitapların üzerine aldığı notlardan öğreniyoruz. Özel kitaplığındaki 4289 kitabın 862’si tarihle ilgiliydi. Atatürk’ün tarihe duyduğu ilgi İstanbul Üniversitesi’nin de dikkatini çekmiş ve daha Cumhuriyet’in ilanından önce 19 Eylül 1923’te İstanbul Üniversitesi tarafından kendisine, “Tarih Profesörlüğü” unvanı verilmişti.

Atatürk bazen gerçek bir tarih profesörü gibi tarih bilimi üzerine derin analizler yapardı, tarihin toplumsal hafızayı güçlendirerek, geçmişteki hataların tekrarını engellediğini ve geleceğe ışık tuttuğunu düşünüyordu. Bir keresinde şöyle diyordu: “İnsanların tarihten alabilecekleri önemli dikkat ve uyanıklık dersleri, bence devletlerin genellikle siyasi kurumlarının oluşumunda, bu kurumların içeriğini değiştirmede ve bunların kuruluş ve yıkılışlarında etkili olmuş olan nedenlerin incelenmesinden çıkan sonuçlar olmalıdır.”

Atatürk’ün tarih bilimi hakkındaki özgün çıkarımları dikkat çekiciydi. Bir konuşmasında tarihi olaylara yön veren en önemli unsurun “ekonomi” olduğunu söylemişti: “…Tarihi olayların nedenleri, başlıca siyasi, sosyal ve ekonomik olabilir. Genellikle bu nedenler karışık olarak etkilerini gösterebilir. Fakat bence bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselmesiyle düşkünlüğüyle alakadar olan en önemli neden milletin ekonomisidir. Bu tarihin, tecrübenin tespit ettiği bir gerçektir.”

Bir okuma tutkunu olan Atatürk en çok tarihsel içerikli kitaplar okuyordu. Onun okuma tutkusunu savaşlar dahi engelleyememişti. Afet İnan, Atatürk’ün çok çeşitli tarih kitapları okuduğunu, kendi döneminde çıkan yabancı dillerdeki yeni kitapları çevresindeki düşünce insanlarına tercüme ettirerek, özetlerini çıkarttırdığını ve okuduğu kitapları yakın çevresindeki kişilerle tartıştığını anlatmaktadır.

Atatürk kazandığı büyük başarıları okumaya, özellikle de tarih konusunda kitaplar okumaya borçlu olduğunu söylüyordu. Onu tanıyanlar, yakın çevresinde bulunanlar, Atatürk’ün tarih kitaplarını elinden düşürmediğine tanık olmuşlardı. Onu tanıyanlardan biri bu konuda şunları söylemişti: “Boş zamanlarında Atatürk’ün elinden tarihle ilgili kitapların düşmediğini hatırlarım. Bir gün yine Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt meselesi dururken Devlet Başkanı’nın kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olmalı ki, Atatürk’e şöyle dediğini duydum:

“Paşam… Tarihle uğraşıp kafanı yorma… Mayıs’ta kitap okuyarak mı Samsun’a çıktın?”

Atatürk, Vasıf Çınar’ın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle yanıt verdi: “Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiçbirisini yapamazdım.”

3. Atatürk’ün Fikir Dünyasını Etkileyen Şahsiyetler

Atatürk, gençlik yıllarından ölümüne kadar okumuş, araştırmış bir entelektüeldir. Atatürk’ün bilgi severliği onu her türlü kaynağı okumaya teşvik etmiştir. Okudukça sayfalar arasında keşfettiği fikirler ve düşünürler Atatürk’ün düşün dünyasını şekillendirmiştir. Öğrencilik yıllarında Namık Kemal, Tevfik Fikret gibi isimler ondaki vatanseverlik duygusunu arttırmıştır. Fransız devriminin etkisiyle dönemin Türk gençliği arasında artan özgürlükçü düşünceler Atatürk’e de tesir etmiştir. Daha sonraki yıllarda özellikle J. J. Rousseau’nun fikirlerinden etkilenen Atatürk, Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi” dâhil tüm kitaplarını okumuş, meclis kürsüsünden Rousseau’nun kitaplarını diğer vekillere tavsiye dahi etmiştir.

Atatürk, Vatandaş İçin Medeni Bilgiler’de Özgürlük konusunda yazdıkları Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’ndeki Özgürlük tanımı ile paraleldir. Öte yandan Atatürk’te özgürlük kavramı, Fransa devriminden sonra kazandığı anlamla, düşünsel ve siyasal alandaki özgürlükler kadar vicdan özgürlüğünü de içerir.

Atatürk’te toplumsal ve devrimci görüşlerin oluşmasında etkili olan Türk düşünür ve yazarların arasında Şehbender-zâde Ahmet Hilmi’nin de yer aldığını sanmaktayız. Osmanlı toplumunun Ortaçağ hayatından çağdaş yaşama geçmek zorunda bulunduğunu öne süren A. Hilmi, bunun uzun sürecek yavaş bir gelişme ile gerçekleşemeyeceğini de belirterek hızlı bir ilerlemeyi, yani bir devrimi zorunlu görüyordu. İlerlemeye engel olan nedenleri iki grupta toplayan A. Hilmi bunları, “İlerlemeye düşmanlık, Gelişme düşüncesine karşı cahilce bir tutuculuk, Çok zorunlu gereksinmeleri değerlendirmekten doğan durağanlığı sevmek” ve “Derinliğe inmeyen bir taklitçilik ile yüzeysel bilgi ile yetinmek” olarak özetliyordu.

Mustafa Celalettin’in Eski ve Modern Türkler (1870) adlı kitabında Türklerle ariani kavimler arasındaki ırk yakınlığını inceliyordu. Mustafa Celalettin’in söz konusu kitabını okurken, alışkanlığı gereği koyduğu işaretlerden Atatürk’ün en çok şu konular üzerinde durduğu, dolayısıyla etkilendiği anlaşılmaktadır:

“a) Türkiye’ye gelmiş kavimlerin genellikle Ariler’den geldiği, bunlardan bir kısmının da Türk olduğu ya da Türk sayılabilecekleri ve hükümdarların külütürel etkinliklerinde bu köken ve kan bağlılığının rol oynadığı.

b) Türklerin uygarlık dışı bir kavim olduğu yolundaki suçlamaların yanlışlığı, Haçlı Serferleri döneminde Latinler Orta Doğu’ya geldiklerinde Türklerin Arap uygarlığını koruyan bir yaşam düzeyine yükselmiş oldukları.

c) Halifeliğin Osmanlı tarihinde olumsuz etki yaptığı, Halife sanını alan sultanların kendi programlarını, tarihsel işlevlerini ihmal ettikleri.

d) Latince adıllara göre Etrüsklerin Tauro-Arainen ya da Türk olabilecekleri.

e) Arap etkisi: Türk bilginlerinin Arapça adlar taşıması, Arap alfabesinin Türkçenin yapısına uygun olmadığı.”

Atatürk’ü etkileyen diğer bir isim de Leon Cahun’dur. Türk tarihi, Türkçe ve özellikle Ortaasya Türkleri ile ilgili araştırmaları ile ün yapan Fransız tarihçinin 1896’da yayımlanan ve Timur dönemine gelinceye kadar Asya’daki Türk tarihini içeren Introduction a l’histoire de l’Asie Turcs et Mongoles des origines a 1405 adlı kitabı Türk gençleri ve aydınları arasında yayılmış, dahası Türkçülük akımına yol açan etkenlerden biri olmuştu.

Deguignes’in Hunların Türklerin Moğolların ve Sair Diğer Tatarların Tarih-i Umumisi (1756-58 ) adlı 5 ciltlik yapıtı Atatürk’ün üzerinde önemle durduğu bir eserdir. Bu eserde Deguignes İslamiyet’ten önceki dönemde de Türk tarihinin olduğunu gösterir. Bunun dışında Leone Caetani İslam Tarihi adlı yapıtında İslamiyet’in önemini ve topluma getirdiği canlılığı belirtmiştir ve Atatürk’ün İslam ve peygamber anlayışı üzerinde tesirleri olmuştur.

Atatürk’ün dünya tarihini bir bütün olarak değerlendirme, uluslararası işbirliği, bölgesel andlaşmalar ve bir Dünya Federasyonu konularında etkilendiği çağdaş yazarlardan biri de Herbert George Wells’tir. Wells’in görüşlerinin Atatürk üzerindeki etkilerini, ya da O’nun söz konusu kitabı nasıl değerlendirdiğini şöyle özetleyebiliriz:

“a) Dünya tarihinde asıl nesnenin insan ve insanlık olduğu görüşü, kendi ana düşüncelerine de uygun olduğu için M. Kemal tarafından kabullenilmiştir.

b) Atatürk, dünyanın sürekli bir barışa kavuşabilmesi için “tek bir yasaya ve tek bir adalete” dayalı Birleşik bir Dünya Devleti kurulması gerektiği yolundaki öneriyi “tatlı bir düş” olarak nitelemiştir. Bu da tam anlamıyla gerçekçi olan Mustafa Kemal’in ideallerinde bile düşe yer vermek istemeyişinin doğal bir sonucudur.

c) Böyle olmakla birlikte Atatürk, Wells’in düşlediği Birleşik Dünya Devleti ile İslam Birliği ve Halifeliğin güçlendirilmesi önerileri arasında bir koşutluk, bir benzerlik kurma yoluna gitmiştir.

d) Birleşik Dünya Devleti kuruluncaya değin, devletlerarasında bölgesel birlikler kurmanın yararlı olacağı görüşü, Atatürk’ün barışa dayalı dış siyasasının ana ilkelerinden birini oluşturmuştur.

e) Atatürk çoğu görüşlerini paylaştığı Wells’in Türk kamu oyunca da tanınması için kitabın ivedilikle Türkçeye çevrilmesini istemiş ve eser Milli Eğitim Bakanlığınca Cihan Tarihinin Umumi Hatları adıyla 1927-1928’de bastırılmıştır.

f) Bütün bunların dışında, Wells’in dünya tarihini incelerken, “İnsanın meydana çıkışından önce dünya – İnsanın çıkışı ve gelişmesi – Yeryüzünde ilk uygarlıklar” biçiminde izlediği plan, 1930-1931 de Liseler için hazırlanan tarih kitaplarına örnek olarak alınmıştır.”

4. Türk Tarih Tezi ve Atatürk

Atatürk, Türk tarihinin gizli kalmış yönlerini ortaya çıkarmak için olağanüstü bir çaba harcadı ve 30’lu yılların başında “ulusal merkezli” yeni bir tarih tezi geliştirdi. Türk tarihinin sadece Osmanlı tarihinden oluşmadığını, Türklerin Osmanlıdan binlerce yıl önce de büyük devletler kurup dünya uygarlığına büyük katkılarda bulunduklarını ileri sürerek, sonradan çok tartışılacak olan Türk Tarih tezini ortaya attı. Şöyle diyordu: “Türk ırkının kültür yurdu Orta Asya’dır. İlk çağlardan beri yüksek bir ziraat hayatına sahip olan, madenleri kullanan bu topluluk sonraları Orta Asya’dan doğuya, güneye, batıya, Hazar Denizi’nin kuzey ve güneyine yayıldı. Bu yayılma neticesinde Türk dili ve kültürü de yayıldı. Gittiği yerlerde yabancı dillere ve kültürlere tesir ettiği gibi, onlardan tesirler de aldı.”

Atatürk, ana hatlarını iyice belirginleştirdiği Türk tarih Tezi’ni daha da güçlendirmek için 1931 yılında Türk Tarih Kurumu’nu, 1932 yılında Türk Dil Kurumu’nu, 1935 yılında da Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ni kurdu. Tüm bu kuruluşların öncelikli amacı Türk Tarih Tezi’ni kanıtlayacak çalışmalar yapmaktı.

Atatürk’ün geliştirdiği Türk Tarih Tezi, iç içe geçmiş ya da birbirine bağlı farklı tezlerin bir araya getirilmesinden oluşuyordu. İlk Türklerin dünya uygarlığına öncülük edecek kadar güçlü ve köklü bir kültüre sahip oldukları; Türklerin iklimde meydana gelen bozulma sonucunda Orta Asya’dan dünyanın dört bir yanına göç ettikleri ve gittikleri yerlere uygarlıklarını götürdükleri; Anadolu’nun ilk uygarlığı Hititlerin ve Mezopotamya’nın ilk uygarlığı Sümerlerin Türk oldukları, Ege ve Yunan uygarlıklarının temelinde Türk kültürüne ait izlerin olabileceği; Antik Mısır uygarlığını kuranların ve Roma İmparatorluğu’nun kurucusu Etrüsklerin Türk olabileceği; İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in Türklerle ilişkisi ve Türk olabilme ihtimali; Troyalıların Türk kökenli olabileceği, Türk Tarih Tezi’nin ana hatlarını oluşturuyordu. Ayrıca, tüm dillerin Türkçeden geldiğini ileri süren ve Türk Tarih Tezi’ni tamamlayacağı düşünülen Güneş Dil Teorisi de dönemin çok tartışılan konularındandır.

4.1 Türk Tarih Tezinin Oluşumunda Emperyalizmin Etkisi

Atatürk’ün Türk Tarih Tezi için, Türklerin uygarlık değerinden yoksun, beceriksiz ve barbar bir millet olduğunu söyleyen Batı’nın yorumuna karşı bir tezdir diyebiliriz. Öteden beri siyasi hedeflerine ulaşmak için tarihi siyasi bir araç olarak kullanan Avrupa, 20. yüzyılın başlarında da Anadolu coğrafyasını ele geçirmek için bu metodu kullanmış, Türklerin Anadolu’nun yerli halkı olmadığını, sonradan gelen işgalci ve barbar bir halk olduğu ileri sürerek Anadolu işgalini sözde tarihsel bir nedenle meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Avrupa, başta Hititler olmak üzere Anadolu’nun eski halklarının Hint-Avrupa kökenli olduğu tezini hatırlatarak Türk varlığının Anadolu’da tarihin hiçbir döneminde var olmadığını ileri sürmektedir. Hint-Avrupalı diye bilinen Hititlerin Türk olabilme ihtimalinin kanıtlanması her şeyi alt üst edebilir, tarihsel nedenlerle Anadolu’ya sahip çıkmaya çalışan Avrupa’nın Anadolu’yla kurduğu “yapay bağ” kopabilirdi. En önemlisi de “Hititlilerin ve Sümerlerin Türklüğünün” kanıtlanması, Avrupa’nın Türkler hakkındaki “barbar, ikinci sınıf, sarı ırka mensup” şeklindeki asırlık iddialarını yerle bir edebilirdi.

Atatürk, kimsenin sorgulamaya cesaret edemediği Batı’nın çarpık tarih tezlerinin karşısında bu tezleri altüst edecek, “ulusal tarih bilinciyle” çıktı. Atatürk, sözde tarihi gerçeklere dayanarak, Anadolu’nun, Ermenilerin ve Rumların anayurdu olduğunu iddia eden ve böylece Türkleri Anadolu’da “işgalci” durumuna düşürmek isteyen Avrupa’ya, her fırsatta “Anadolu’nun öteden beri Türk yurdu olduğunu” haykırdı. Lozan Antlaşması’nın imzalandığı günlerde Adana’da halka şöyle sesleniyordu:

“…Haksızlık ve küstahlığın bundan fazlası olamaz. Ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur. Memleketimiz sizlerindir, Türklerindir. Bu memleket tarihte Türk’tü, halde Türk’tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır. Gerçi bu güzel memleket kadim asırlardan beri çok kere istilalara uğramıştı. Aslında ve en başında Türk ve Turani olan bu ülkeleri İraniler zapt etmişlerdir. Sonra (ülke) bu İranileri yenen İskender’in eline düşmüştü. Onun ölümüyle mülkü taksim edildiği vakit Adana kıtası da Silifkelilerde kalmıştı. Bir aralık buraya Mısırlılar yerleşmiş, sonra Romalılar istila etmiş, sonra Şarki (doğu) Roma yani Bizanslıların eline geçmiş, daha sonra Araplar gelip Bizanslıları kovmuşlar. En nihayet Asya’nın göbeğinden tamamen Türk soyundan ırkdaşları buraya gelerek memleketi asıl ve eski hayatına yeniden kavuşturdular. Memleket nihayet asıl sahiplerinin elinde kaldı. Ermenilerin, vesairenin burada hiçbir hakkı yoktur; bu bereketli yerler koyu ve öz Türk memleketidir.”

4.2 Türk Tarih Tezinin Kayıp Parçası: “MU”

Batı’nın bilinen tarih tezine karşı çıkan Türk Tarih Tezi, Türklerin dünyanın en eski uluslarından biri olduğunu iddia ediyordu. Tez’e göre, Orta Asya’dan gelen Türkler Anadolu ve Mezopotamya’daki Sümer, Hitit gibi ilk medeniyetleri kurmuş bir milletti. Batı’nın iddia ettiği gibi Türklerin Anadolu’ya gelişi 1071 tarihli değil, Anadolu en aşağı 7000 yıllık Türk yurduydu. Fakat Atatürk’ün tarih merakı Türk Tarih Tezi’nin bu halini yeterli görmüyordu. Türklerin bilinen ilk yurdu Orta Asya idi, peki Türkler Orta Asya’ya nereden, nasıl ve ne zaman gelmişlerdi? Atatürk bunun cevabını da tarih araştırmaları ve okumalarında bulacaktı. Onun döneminde yabancı bilim adamlarının yaptığı ve Atatürk’ün bilimsel merakı sonucu eline geçen bir araştırmaya göre, Türkler Orta Asya’ya Kayıp Kıta Mu’dan göç etmişlerdi.

Tevrat’ta anlatılan ve yedi gün yedi gece süren yaradılış destanında adı geçen Aden Bahçeleri Nil boylarında ya da Fırat Vadisi’nde değil, Mu adlı uzak bir ülkedeydi. Meksika’da bulunan Meksika tabletleri ve Hindistan’da ele geçirilen Naakal tabletleri, günümüzden 50.000 yıl önce Pasifik Okyanusu’nda yer alan ve 64 milyon kişinin yaşadığı ileri bir uygarlığın (Mu uygarlığı) ilk ipuçlarını veriyordu. Bu ipuçlarından hareket eden İngiliz Albay James M. Churchward, (1851-1936) Kayıp Ülke Mu’nun varlığını kanıtlayarak adeta bir düşü gerçeğe dönüştürecekti. Churchward sadece kayıp ülke Mu’nun varlığını kanıtlamakla yetinmeyecek, bu gerçeklikten hareketle Mu merkezli bir dünya tarihi yazacaktı.

Churcward bu konuya hayatını vakfetmiş bir bilim aşığıydı. Onun açtığı yoldan bir sürü tarihçi de yürümüş ve kadim Maya medeniyetinin içinde gizlediği bilinmeyenlerde olduğu gibi birçok tarihi gizem de Churchward’un çalışmalarının sonuçlarından hareketle gün ışığına çıkmıştır. Churchward Mu konusunda Atatürk’ün de bizzat okuduğu kitaplar yazmıştır.
Churchward dünyanın dört bir yanına dağılmış Mu izlerini takip etmiş ve bulduğu eski tabletlerle Mu medeniyeti hakkında bilgiler toplamıştır. Bu tabletlerde dünyanın ve insanın oluşumundan, ilk tek tanrılı dine kadar birçok bilgiyle karşılaştı. Churchward’ın tezine göre, Mu kıtası büyük bir felaketle sular altında kalmış ve ondan kurtulan milletler dünyanın dört bir yanına dağılmıştır. Bu medeniyetlerden biri de Uygur medeniyeti yani Türklerdir. Mu kıtası pasifikte bir merkez teşkil etmekteydi. Fakat bugünkü bildiğimiz kıtalarda da koloni devletleri kurmuştu. Büyük felaketten sonra bu adanın hayatta kalan sakinleri bu kolonilere sığınmış ve büyük bir medeniyetin taşıyıcıları olmuşlardır. Dünyanın dört bir tarafına dağılmış dev tapınak ve piramit harabeleri ve bu medeniyetlerdeki ortak dinsel ritüel ve sosyokültürel yaşamdaki benzerlikler, dil benzerlikleri, insanlığın ortak kültürünün kanıtları olarak değerlendirilmektedir.

Konun daha iyi anlaşılması için Mu’daki din anlayışından ve Mu dinin dört temel kavramından bahsetmek istiyorum. Mu dinine göre Tanrı tektir. Her şey ondan var olmuştur ve ona dönecektir. Ruh ile beden birbirinden ayrıdır. Beden ölür ve ayrışırken ruh ölmez. Ruh mükemmelliğe ulaşmak için değişik bedenlerde yeniden doğar. Mükemmelliğe ulaşan ruh Tanrı’ya döner ve onunla birleşir. Mu’nun Kozmik Diyagramı’nı deşifre eden Churchward’a göre, Mu’da şeytan diye bir kavram bilinmediğinden, Kozmik Diyagram’da cehennem diye bir şey de yoktu. Mu dininin özünde “Tanrı korkusu” değil, “Tanrı sevgisi” vardı. Mu’da insanlara asla Tanrı’dan korkmak öğretilmezdi. Aksine rahipler, Tanrı’nın saf sevgi olduğunu, bu nedenle ona ancak sevgi ve güvenle yaklaşılabileceğini öğretirlerdi.

Mu-Türk dinindeki ve dilindeki benzerliklerin farkına varan Atatürk, Mu ile Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi arasında bir bağlantı kurmuştu. Türk Tarih Tezi’ne tam uyan Mu tezi Atatürk’ü heyecanlandırmış olmalı ki bu konuda yazılmış tüm kitapları istetmiş ve dikkatle okumuştur. Hatta bununla da kalmamış, Mu tezinin en güçlü kanıtlarının olduğu Orta Amerika (Maya medeniyetinin yaşadığı) coğrafyasında çalışmalar yapması için Meksika büyükelçisi olarak atadığı Tahsin Bey’i bu araştırmaları yapması için görevlendirmişti.

4.2.1 Atatürk ve Tahsin Mayatepek

Tahsin Bey, 1932 yılında Atatürk’le yaptığı özel sohbetlerden birinde Kayıp kıta Mu ve Mayalardan bahsetmişti. Bu sohbet, bir süredir bu konuda somut bir adım atmayı düşünen Atatürk’ü harekete geçirecekti. Tahsin Bey, Atatürk’ün isteğiyle 1935 yılında Meksika Büyükelçiliği’ne atandı. Fakat Büyükelçi Tahsin Bey’in gerçek görevi çok farklıydı: Atatürk Tahsin Bey’i, Mu kıtası, Mayalar ve Türkler arasındaki ilişkiyi araştırmak ve Güneş Dil Teorisi hakkında yeni kanıtlar toplamakla görevlendirmişti.

Mayatepek Orta Amerika’da bulunduğu süre boyunca önce Churchward’un kitaplarını okumuş, sonrasında Maya dilinin kökeninin gizli olduğu tabletleri inceleyerek Türkçe ile Maya dili arasındaki bağlantıları bulmaya çalışmıştı. Masa başı çalışmasıyla yetinmeyen Mayatepek saha çalışmaları da yaparak, bulunduğu bölgelerdeki yerli halkın kültürünü, dinsel törenlerini de incelemiş, özellikle yerli halkın diliyle Türkçe arasındaki, dil yapılarındaki dilbilgisi özellikleri, ortak kelimeleri kayıt altına almıştır. Atatürk’e 14 rapor gönderen Mayatepek’in 7, 8, 9, 10, 11, 13, 14 numaralı raporlarına Türk tarihçileri tarafından ulaşılmıştır. İlk altı rapor hala kayıptır.

Mevcut bulunan raporlarda Mayalılar ve Orta Amerika’da yaşayan yerli halkın Türkçe diliyle benzerlikleriyle, kültürel benzerliklerden bahsedilmektedir. Mayatepek’in ortaya çıkardığı Türkçe ile ortak kelimeler ve dinsel, kültürel benzerlikler çığır açıcı niteliktedir. Fakat dil konusundaki güçlü verilerin ilk altı raporda olduğu düşünülmektedir.

5. Sonuç

Atatürk sürekli okuyan, araştıran ve merak eden bir düşünürdür. Onu sadece bir komutan ya da başkan olarak tarif etmek son derece yetersiz bir tanımlama olur. Hayatını milletine adamış bir idealist olan Atatürk, son nefesine kadar milleti için çalışmıştır. Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorileriyle milletinin kendine güvenini yeniden inşa etmiş, eski bir ulusun kendi farkındalığını arttırmıştır.

Çok okuyan Atatürk, okuyarak biriktirdiği birçok yeni fikirle çağdaşlarının önüne geçen bir lider olmuştur. Özellikle tarih okumalarıyla Türk tarihinin ne denli eskiye gittiğini keşfetmiş, uygarlığın kurucu milletlerinden biri olduğu tezini ortaya atmıştır. Bugün dahi onun izinden giden tarihçiler ve dil bilimciler Atatürk’ün bu tarihi iddialarında ne denli haklı olduğunu, yeni bulgularla görmekte ve onun büyüklüğünü bir kez daha takdir etmektelerdir.

Yeni bir medeniyet yaratmak ülküsüyle yola çıkan Atatürk’ün vefatından sonra, bu ülkü Batı taklitçiliğine dönüşmüş ve Atatürk’ün istediğinin tam tersi bir kültürel politika izlenmiştir. Bugünkü yeni nesillerin görevi Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden Atatürk’ün istediği “Yeni Bir Medeniyet Yaratmak” fikrine yöneltmek olmalıdır. Türk’ün kendi özünden kaynaklanacak olan bu yeni medeniyet, Atatürk’ün -gücünü tarihinden alan- kendini en iyi şekilde yetiştirmiş, yeni nesillerinin çabalarıyla doğudan bir güneş gibi doğacak ve tüm beşeriyeti aydınlatacaktır.

Alper
Ocak 2012

Kaynakça

Afet İnan, Atatürk’ün Tarih Tezi, Belleten III, 10, 1939.

Afet İnan, Mustafa Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, Ankara, 1989.

Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, Anıtkabir Derneği Yayınları, Ankara, 2001.

Atatürk’ün Özel Kütüphanesi’nin Kataloğu, Ankara 1973.

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara 1997.

Cemil Sönmez, Atatürk ve Okuma Sevgisi, Ankara, 1994.

Sinan Meydan, Atatürk ve Kayıp Kıta Mu, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 2008.

Şemsettin Günaltay, Atatürk’ün Tarihçiliği ve Profesörlüğü Hakkında Bir Hatıra, Sümerbank Aylık Endüstri ve Kültür Dergisi, C. 3, S. 29, Ankara, 1963.

Şerafettin Turan, Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar Düşünürler, Kitaplar, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1982.